« Önceki |

10/11/2009

BAĞIŞLAMA BİZİ..




SAAT 9’u 5  DAKİKA 3  SANİYE GEÇE..
MATEM GÜNÜ DEĞİLDİR.

 

DOĞRU!
YENİDEN DOĞDUĞU GÜNDÜR

HER SENE YENİDEN..

 

 

Diyor Yılmaz Özdil..

Hepimiz adına...

 



Resim, Hürriyet gazetesinden alıntıdır..Atatürk'ün aziz naaşının dolmabahçeden Ankara'ya gidişi.. 



BAĞIŞLAMA BİZİ


Çocukken,
masal yerine seni dinledik
dedelerimizden.
Sonraları,
sana âşık olduk
çıkmıyorsun yüreklerimizden..
İbâdetin çok yönlü olduğunu,
bayrak için ölündüğünü,
vatanın bütünlüğünü,
cumhuriyetin güzelliğini öğrendik
sen anlattıkça sözlerinden,
konuşmadığında gözlerinden!

Ey güzel Atam!
Sadece seni sevmek yetmiyor.
Sana verdiğimiz sözleri tutamadık..
Vatanımın bölünmez bütünlüğüne
zarar verecekleri aramızdan atamadık!..
Neye yaradı bunca emek, bunca kan?
Aynı kefeye girdi, doğruyla yalan!
Bağışlama sakın bizi..
Kaybettik bak
takip ettiğimiz o aydınlık izi!.
Son kez yardım et bize,
bakıp gözlerimize,
son kez konuş
o muhteşem gözlerinle..

Belki uyanırlar derin uykuda olanlar,
Belki utanırlar Atam, seni hatırlamayanlar! 
                                                    g.v
  






DÜN GECE YAYIMLADIĞIM YAZI BU DEĞİLDİ..

20/9/2009

suçlu!..

Bunu, bayram tebriği niyetine  yazdım..
Sonra, "suçlu" olduğumu tüm dostlarım bilsin istedim!..
İtiraflarımın affına sığınıp, BAYRAMINIZI KUTLUYORUM..
Bayram ertesi  "albümlerde" buluşmak üzere..


pfoto: alice from flickr


SUÇLU..

 Vazgeçiremedim kahkahalarımı
yalan söylemekten..
Suçlu benim!
Bu yüzden bilmedin
ne kadar kederli olduğumu..
Gözlerime öğrettim de
israfın haram olduğunu,
yüreğime geçmedi sözüm
suçlu benim!
Bu yüzden göremedin
saklı yalnızlığımı..
Üzüldüğüm ne varsa
baştan sona sıralı,
üzüldüğüm için üzüldüm yeni baştan
suçlu benim!..
Bu yüzden duymadın
silinen sitemlerimi..
İzin verdim
bağlantısı olmayan telefonların
umudu tesellisine..
Bu yüzden cevapsız kaldı
aramadığın telefonlar...
Her yeni gün
şiir gibi tesellilerime
kurşun sıkıyor bu yüzden
yalancı kahkahalar!

Suçlu benim.

 g.v

23/8/2009

Tebdili-mekân...

 

Tebdili mekânda ferahlık olduğunu söyleyeni şu sıralar bir bulursam, hiç bir mekânda ferahlık bulamayacak hale gelebilir!!!
Her bir kılcal damarımın bile inceliğine yakışmayacak ölçüde kalın ve kaba ağrıları ile boğuşmaktan gözlerim uykuya hasret.. ayrıca tesadüfen aynaya iliştiğinde bakışım, her uzvumu temsilen bana sitemkâr bakmakta!..

Tebdil ettik mekânı etmesine de, ferahlık nereye saklandı bulamadım.. elma dersem çık dedim.. çıt yok!

Fazla da düşmemek gerek üstüne, her nazlı aşığa uygulanması gerektiği gibi.. Nasıl olsa, ve var ise dendiği gibi, bir gün bir yerlerden çıkıp hissettirecek varlığını ferahlık hanım !!..


               Geç kalmasa iyi olacak zira evimin aydınlık alan tek penceresinden gördüğüm yeşilliğin,  karacaahmetin uzantısı olduğunu yeni fark etmiş bulunuyorum!!..


Artık bundan sonra iç açacak(!) tevekkel olunması gerektiği konusunda fetva niteliğinde, günümüz mevzularına yakın yazılar mı yazarım mermer taşlara bakıp; yoksa tırlatıp her telden altmııış... yetmiiişşş... diye mi başlarım yazmaya bilemem..

 

 “aşk” la tanıştığım yıllarda

yaş küçüktü

yollar uzun..

Kayboluyordu insan içinde

hep aynı kalacağını sandığı sonsuzun..

Kafalar,

vuracak taş bile bulamayınca

sonu geliyor o sonsuzun

 yazık!

Sonra bir bakıyorsun,

ömür,

mermer üstünde bir cümle,

ve

taşın altına girince başlıyor yalnızlık..

                                                                                                  
22.ağustos.009

10/6/2009

BABA DUY BENİ...

         Gece saat 9.30 da beyin MR.ı çektirmek için  girdiğim o feci cihazdan yarı ölü gibi çıkınca hemen baygın uyumuşum ..
         Gördüğüm rüyanın hâlâ etkisindeyim..Babamı gördüm.. O kadar uzun sohbet ettik ki babamla,  sarılmak istedim izin vermedi.. Aramızda un serpilmiş gibi bir çizgi vardı "burası sınır ihlâl etme" dedi.. Bana binlerce soru sordu nasıl bocaladım nasıl şaşırdım...Sonra gitti ! Arkasından avazım çıktığı kadar bağırdım, arkasına bile dönmedi!
Ona söylemek istediklerimi ... söyleyemedikleri ... yazdım.  

 

 

 Zamanında gittin baba!
 Yoksa,
 Anlamaz/dı seni
 bu mahalle
 bu şehir
 bu ülke..
 vazgeç dönme!..
 Bak,
 bedenini verenin,
 canını verenden
 daha çoksa değeri
 bir ülkede,
 ve yüreği bırakıp
 bacak arasına inmişse
  “aşk”!
 vaz geç baba dönme!.
 Anlamazdın sen
 bu vücut dilini dönebilsen bile..
 Sakın,
 candan öte yol yok
 sanma..
 Aklın yolu da bir değil artık.
 İpekçi ler
 biçmeyi bilemedi cânım ipekleri
 parçaladılar!
 Parseli çok bedenlerinde
 dikiş tutmadı,
 ama revaçtalar!..
 Kanıtlandı sonunda
 kırk kere söylenenin gerçek olduğu!!
 Bağırıp bağırıp söylediler
 sonunda bak ..ne oldu hakemler..
 Belli değil
 kimin gönlü zengin
 kimin cebi?
 Ayaklar baş olmuş baba
 belli değil kimin cebinde kimin eli!
 Vazgeç artık
 ahret soruları sormaktan
 rüyalarıma girip!..
 Ben ne bilirim senin öğretmediklerini?..
 Nasıl bilsin çocuklarım
 bilmediklerimi?..
 Vazgeç baba
 dualarım kabul görse de
 gelme!..
 Sana uzun uzun anlatırım  ben
 geldiğimde!..


13/5/2009

yıkılan..



   
  Çocukken,
ne zaman  çıksam üstüne
bahçedeki
kerpiç duvarın,
yıkılırdı;
yaralanırdım..
Kalın kabuklar bağlardı
yaralarım.

 
Şimdi
ne zaman ansam
geçmişteki
duvarları ker/piç hâtıraları,
ben yıkılıyorum!..
yara yok..
kabuk yok.. 



   

10/5/2009

anneler gününde evlâtlara..








ANNE...

 

Gönlün hangi tuşuna dokunsan
görüntüye “anne” gelir,
o diğer görüntülere inat!

 

Gönlün hangi teline dokunsan,
anne sana seslenir
içindeki o sağır yalnızlığa inat..


?



3/5/2009

arsız..

                     

Teker teker giden,
biten,
yiten
değerleri durdurmaya
yetmedi gücüm..
Yaşamıma yıllar ekledim
arsız..arsız..
Bu yüzden
mahcûp gecelerim
sabahsız!

Azar azar yok oldu
yaşamımdaki
muhabbetlerin gizi.
Artık amaçsız
takip ediliyor
sadık bir uşak gibi
loş yılların izi..

    .. /2009

16/4/2009

Yaşamımızdaki kavşaklar..

           Yaşamımızdaki kavşaklar,  biz farkında olmadan sanki kendi irademizle  karar veriyormuşuz gibi düşünsek de bize yön veriyor ve bizi yönlendiriyor..

            İlk kavşak ana rahminden dünyaya düştüğümüz kavşaktır.. Sonra bir gün  feleğimizi şaşırtacak bir kavşaktan döneriz.. Şeklimiz değişir... aklımız uçar gider... çarpılırız.. dünya farklılaşır.. ve o dünya,  bize feleğimizi şaşırtanın saçının  bir tek telinde dönmeye başlar.. Buna “aşk” diyor bazı bilge(!) adamlar..
           Sonra,  sırasıyla olmasa da ve döndüğümüzü çok sonraları fark etsek de devam ettiğimiz o yaşam yolunda ne çok kavşak vardır bir düşünün.... Sağlık denen o büyük lûtfun idrakine varabilmek için bir organımızın bizi terk etmeye kalması yeterli olabilir onun kıymetini bilmemize..

             Sonra başka bir kavşakta sanki “küt” diye olduğunu düşündüğümüz bir mucize meydana gelir.. Tutmayı bile beceremeyenlerin  kucağına verilen,  mis kokulu buruşuk bir mucizedir bu!..  
           Böylece artarak,  ama farketmeden daha ziyade eksilerek devam ettiğimiz bu yolda bana göre en büyük şans hangisinin son kavşak olduğunu bilmemektir..

 Bir kavşakta kavuşacağımı biliyorum
sana,
öyle hayâl ediyorum!..
Diğer geçtiğim yollardaki tüm ayrılıkların
sebeplerini bir bir bulup ayıkladım..
Geriye başka ayrılık kalmadı,
öyle zannediyorum!..
Ben af dileyen olmaya hazırım
 affeden sen olursan.
O kavşağı el ele dönelim yeter ki götür beni
razıyım..

Böyle diliyorum!..


 

 

 

18/3/2009

gölgen..


                                                                                                                                                                                               18.mart 83

Bir daha giderken
ışığa dönme yüzünü..
Gölgen uzanıp,
dizlerime sarılıyor
senden izinsiz..
Sonra,
damla damla,
bir damla daha derken,
göl oluyor gişine yaşlar
benden izinsiz !..

 

13/3/2009

bir yastıkta...

“Bir yastıkta kocayın” denmiş de, neden bir yastıkta yaşayın denmemiş diye çok düşündüm.. Yaşamadan kocamanın ne anlamı olabilir? Ya da, yaşana yaşana yaşlanıp kocamak mümkün mü?

              Şarkılarda medet aramayalı çok oldu ama yine dertleri zevk edinmiş günlerle boğuşmaktayım.. Kelime oyunu falan yaptığım yok. Bir yastığı bile paylaşamadığım için değil, yastığımın başkasıyla paylaşıldığını gördüğüm için bu bitmeyen isyanlarım..  Can verdiğim bir varlığa canımı veremediğim için, bu alçıya alınamayan  gönül kırıklarım..

              Hangisini geri itsem  dertlerimin,  öne geçen arkada kalana yol vermekte hûşû içinde.. Hangisine yansam ilk günki gibi, öbürü unutulduğunu sanıp dudak bükmekte..   Hepsini birden kucaklayıp taşımaya  artık yetemiyorum..  Bir kere de  hepsi bir olsun,  dertlerim beni sarsın kucaklayıp taşısın istiyorum!..

Yorgunum..

 Kırk yıl
aynı yastığa baş koymuş
annem - babam..
Komşu teyze,
köydeki  dede - nene..
Kırk yıl,
yastık yaptım kendime hasretini,
Her gece
baş koyuyorum özlemine..
...