« Önceki |

22/11/2009

uğradım..

 

 

 

BİLMENİZİ İSTEDİM:

 

Sayfamda yayımladığım  "albümdekiler" kaybolmuş...silinmiş...Ne kadar üzüldüğümü anlayamayan olabilir mi?

Ayrıca arkadaş listemden de bazı ve çok değerli arkaşlarımın isimleri silinmiş..

Onların sayfalarına başka arkadaşların adreslerinden ulaştığımda ise girip okumak mümküm olmadı..

Bilmenizi istediğim,  yeni adresimde gerçekten çok huzurlu ve medeni bir ortamda olduğum ve beni sevip güvenenleri beklediğim..

 

Gerçekten içinizde bu bloğa fazla gelenler var..

Özledim sizleri..

 

http://albumdekiler.blogspot.com/


 

16/11/2009

DAVETİYE..

 

 

                   http://albumdekiler.blogspot.com

 

 

 

 

 


 

16/11/2009

İSYANLARDAYIM

Bu ortam beni her konuda ve her anlamda aşıyor..

Benimsemem mümkün değil..

Yönümü kaybetmiş gibiyim..

Çok havasız burası..

Çıkartın beni ..

!!

15/11/2009

DELİ TREN... Akıllı İğne!!

DELİ  TREN,   AKILLI  İğNE..

 

             Hızlı trenin otomatik bilgisayar sistemini kapatıp sürüşe geçmiş İbni Malkoçoğlu!!!

Elinde kırbacı “deeeeehhhhhh!!..”  dediğini düşünmüştür badem bıyıklarını yalarken..    30 km. Hızla girmesi gereken makasa 150 km. hızla girip treni raydan çıkarttığında, dudakları büzük bir görünümde, “neresi akıllı len bunun?” diye sormuştur muhtemelen!!

 

“Akıllı treni delirtmiş” diyen akıllı ulaştırma bakanı ile, eski trene hız denemesi yaptırıp 37 günahsızın ölümüne sebep olan eski TCDDY genel müdürü (yoksa yenisi de aynı kişi mi?)  olan za/r/t  da “he valla..” demiş el el üstüne, el göbek üstüne!!! bir durumdaykene!!!

 

             Yine de verilmiş sadakaları varmış yolcuların..  Tesadüfen yaşadığımız bir ülkede, dünyanın hiç bir ülkesinde rastlanmayacak bir olayla akıllı treni bile delirtebilen bir deli (allahım o trende ben de olsaydım... o i.nenin boynuna dalsaydım...)(şarkı formatında okuyun lütfen!)  uğruna bok yoluna gitmediler..

 

Birden, seni beni bizi hepimizi o trende yolcu olarak düşündüm.. Makinist de blogcu!!  Nasıl ama??

İlk istasyonda inmeyi düşünüyorum ben!...

 

HATTA İNDİM BİLE... HADİ BAY BAY.... BAYIM!


14/11/2009

haberiniz olsun..

Belki fark etmediniz henüz..

"taslak" olarak yazılanlar sizin onayınız olmadan yayınlanıyor.. Hatta gelecek bir tarihe programladığınız  yazılar da yayınlanıyor!..

Hemen ve henüz okunmasını istemediğim yazılarımı nasıl sildiğimi bilemedim..

 

Lütfen herkesin cirit attığı bir arenaya dönüşen blogcuda,  hoş olmayacak olayları durdurabilelim.. 

Beni ne yapmam ve nereye gitmem konusunda yönlendirecek  aklı selim sahibi bir lidere ihtiyacım var!

 

Tıpkı yalnız ve güzel ülkem Türkiye gibi!!!

 

14/11/2009

TORNİSTAN...

 

            Aklımda, silinmeden kalan ve hafızamı acıtan bir kelimedir tornistan! Kullanılması bayramlara denk geldiği ve o engellenemez bayram sevincine gölge düşürdüğü için midir unutulmayışı bilemem..

           Bunca zor hatırladığım, unutmamak için tutunduğum bunca anı varken ve pek çoğunu yorgun bir hafızanın delete tuşuna emanet etmişken, tornistan kelimesi canlı diri ve alaycı anlamı ile aklımdaki yerini korumakta!

 

             Ablamın çok güzel kumaştan su yeşili bir ceketi vardı. Kendisi dikmişti. Sol omuz başından kol altına doğru inen, nefti fötr kumaştan kesilip işlenmiş  motiferi  vardı ki görenler hayran oluyordu.. O cekete ablamdan daha çok ben itina ederdim. . Leke olmasın diye!  Çünki bilirdim ki, önümüzdeki bayram  öncesi yine evimize terzi Zekâi bey gelecek ve babamın elbiselerini tornistan edip ağabeyimin vücuduna uyarladıktan sonra sıra bana gelecek..  Su yeşili ceket için!..

             Babam, şehrin en zengin tüccarlarındandı. Şaşılacak ölçüde cömert bir baba olmasına rağmen, “çaput” diye adlandırdığı giysi konusunda alabildiğine eli sıkı bir adamdı..  Gıda dendiğinde akan sular sel olurdu.. Seyahat dersen yine aynı cömertlikle kuşatırdı yanındakini beraberindekileri..  Ama ağabeyim taşradan İstanbul’a üniversiteye giden şehrin parmakla gösterilen bir iki delikanlısından biri olduğu halde, gittiği okulda neden ceket düğmelerinin ters tarafta olduğunu  soranlara verecek cevap bulamayınca, neredeyse okumayı bırakıp okulu terk edecek duruma gelmişti.. de babam o yaşlardaki kendi modayı takip eden halini hatırlayıp İstanbul’a giderek ona takım elbiseler almıştı..

             Ve bir misafirlikte, ablam kendisine de kahve ikram edilmesinin heyecanı ile ve daha çok sakar oluşu nedeniyle bir fincan kahveyi o canım ceketin üstüne dökünce, neden iç çeke çeke ağladığımı kimse anlamamıştı ama herkes beni ablası üzüldüğü için üzülen “hissî” bir kız olarak kabul edip,   teselli etmişti!!

              Giydiğim pek çok kıyafetin, tornistan yapıldığını bir iç yarası gibi  unutmayışım bu yüzden..  Ve bu yüzden, itinalı kullanmayı alışkanlık haline getirdiğimden olsa gerek,  daha sonraki yıllar,  yıllarca hatta 9-10 yıl gibi uzun bir süre giydiğim giysilerin pek çoğunun daha dün alınmış gibi zedenlenmemiş duruşu..

              Malı kıymetli olmakla, mal kıymeti bilmek arasındaki o devâsâ uçurumu  bilmeyenlere acırım bu yüzden..

 

            Keşke “yeni’yi eskimiş yapan” zamana inat,  tıpkı nice eskimişlerin de tornistan yapılıp yeniymiş gibi görünmeleri sağlansaydı..  lâçka sevgileri, kokuşmuş karakterleri, sükût eden ahlâkları, yok olan erdemleri ... de tornistan edip yenilemek mümkün olsaydı..

 

Keşke ... mümkün olsaydı da, düğmeler ters tarafta kalsaydı! ..   


13/11/2009

yenilik...??

BEKLEMEDE KALMAYI TERCİH EDİYORUM..  ŞİMDİLİK!

 

BUNDAN ÖNCEKİ "YENİLİK" ADI ALTINDA YAŞADIĞIMIZ TRAVMALARDAN EDİNDİĞİMİZ TECRÜBELERİMİZ VAR ÇÜNKİ..

 

BU NEDENLE HEMEN "AYYY NE GÜZEL ŞEKERCİM..." DİYE ORTAYA ATILMAMAYI TERCİH EDİYORUM BU SEFER...

 

iNŞALLAH DAĞ FARE DOĞURMAZ.. VE BEN, EV TAŞIMAMIN YORGUNLUĞU BİTMEDEN BİR DE BLOGDAN TAŞINMA STRESİNE GİRMEM!!..

 

HERKES İÇİN.. HEPİMİZ İÇİN.. VE BLOGCU İÇİN,

 TEK BİR DİLEĞİM VAR:

 

NE TAKUNYA NE POSTAL GÜRÜLTÜSÜ OLMADAN ..

HUZURLU GÜNLER İÇİNDE GEÇSİN ZAMAN..

 

 

 


 

10/11/2009

BAĞIŞLAMA BİZİ..




SAAT 9’u 5  DAKİKA 3  SANİYE GEÇE..
MATEM GÜNÜ DEĞİLDİR.

 

DOĞRU!
YENİDEN DOĞDUĞU GÜNDÜR

HER SENE YENİDEN..

 

 

Diyor Yılmaz Özdil..

Hepimiz adına...

 



Resim, Hürriyet gazetesinden alıntıdır..Atatürk'ün aziz naaşının dolmabahçeden Ankara'ya gidişi.. 



BAĞIŞLAMA BİZİ


Çocukken,
masal yerine seni dinledik
dedelerimizden.
Sonraları,
sana âşık olduk
çıkmıyorsun yüreklerimizden..
İbâdetin çok yönlü olduğunu,
bayrak için ölündüğünü,
vatanın bütünlüğünü,
cumhuriyetin güzelliğini öğrendik
sen anlattıkça sözlerinden,
konuşmadığında gözlerinden!

Ey güzel Atam!
Sadece seni sevmek yetmiyor.
Sana verdiğimiz sözleri tutamadık..
Vatanımın bölünmez bütünlüğüne
zarar verecekleri aramızdan atamadık!..
Neye yaradı bunca emek, bunca kan?
Aynı kefeye girdi, doğruyla yalan!
Bağışlama sakın bizi..
Kaybettik bak
takip ettiğimiz o aydınlık izi!.
Son kez yardım et bize,
bakıp gözlerimize,
son kez konuş
o muhteşem gözlerinle..

Belki uyanırlar derin uykuda olanlar,
Belki utanırlar Atam, seni hatırlamayanlar! 
                                                    g.v
  






DÜN GECE YAYIMLADIĞIM YAZI BU DEĞİLDİ..

10/11/2009

GÜNÜMÜ BERBAT EDENLERİN TÜM GÜNLERİ BERBAT OLSUN..

BLOĞUMDA OLAN DEĞİŞİKLİKLER SİZLERİN DE BAŞINIZA GELDİ Mİ BİLMİYORUM GİRİP KONTROL EDECEĞİM.. AMA BENİM SAYFAMDAKİ TÜM YORUMLARINIZA YORUMALTI OLARAK VERDİĞİM CEVAPLAR SİLİNMİŞ DURUMDA!!!

HATTA DÜN GECE YAYIMLADIĞIM 10  KASIMLA İLGİLİ YAZIM DA YAYINLANMADI..

LÜTFEN .. AYNI HATALARA MARUZ KALMAMIŞ OLSANIZ BİLE,  VE ULAŞMADIĞINI DÜŞÜNSENİZ BİLE LÜTFEN BLOGCUYA EN AZINDAN AYIPLADIĞINIZI BELİRTEN YAZI VEYA MESAJ YOLLAYIN..

BUGÜN, BENİM ÖZEL DUYGULARLA BAŞBAŞA KALMAK İSTEDİĞİM BUGÜN,   BANA BU STRESİ VE ÜZÜNTÜYÜ YAŞATAN BLOGCUYU LANETLEDİĞİMİ BİLMENİZİ İSTEDİM..

ŞİMDİ, GEÇEN YILLARDA OLDUĞU GİBİ BANA BLOGCUYU MÜDAFAA EDEN VEYA  BENİ HAKSIZ BULAN KİŞİLER YİNE BANA YORUM YAZMAYA KALKARLARSA ONLARI DA YAZACAKLARINA PİŞMAN EDERİM...

GÜNÜMÜ BERBAT EDEN HER KİM İSE,  BÜTÜN KALBİMLE TÜM GÜNLERİNİN BERBAT OLMASINI DİLİYORUM.

6/11/2009

bağışlanmak dileği ile..

ÜÇ YIL SONRA

 söylenebilen VASİYET



diye başlıyor bundan sonraki bölüm... 
Ve pek de iç açıcı olmayan, ama ibret alınacak pek çok olaylarla devam ediyor..
Mecburi olmayan ancak gerekli görülen bir molaya ihtiyacım var.. Bu, asla duygu istismarına yönelik bir nazlanma değil.. Zaten hepiniz tanıdınız beni, böyle bir davranış sergilemeyeceğimi bilirsiniz..

Bu, kısa süreceğini umduğum molayı, 'Bir tavsiyeyi haklı buluşum'  ve 'artık "keşke" leri söylemek istemeyişim'  diye özetleyebilirim sizlere..  
Yaşanmışı benimle birlikte yaşayarak beni yüreklendiren siz dostlara  sözüm var!..
O bölümler mutlaka yayınlanacak otomatik olarak programlanan tarihlerde..
 
Veya başka bir şeklide mutlaka sizlere ulaşacak!.


Eski günlerde yazdığım bir şiirimdi "zaman".. yeniledim mi demeliyim güncelledim mi???  ya da gereksiz kaldı bazı satırlar, mı olmalı izahım?
Sevdiğim son haliyle bir kere daha sunmak istedim sizlere..

"ZAMAN"


Albümlerde,
zamanla silinip yırtılan
fotoğraflar bıraktı aklıma “zaman”..
Zamanla görüntüleri sarartan,
sonra bir bir fotoğraftakileri azaltıp
yalnızlıkları çoğaltan “zaman”..
Açık olunca zarar gelmez sanılan
nice yaralara,
acımasızca basılan tuzdur “zaman”..
Yalnızlığın Allah’a mahsus olduğu söylenir de,
sıra yalnız yatmalara gelince
başını dayadığın omuz olur “zaman”..
Çünki,
‘şu an’ın ve ‘sonsuz’un failidir “zaman”..
Yeni’yi eskimiş,
körpe’yi kocamış yapan,
dayanılmaz sanılan nice acıları,
kavuşmasız ayrılıkları unutturan
ve
albümlerdeki tebessümleri bile solduran
FAİLİ MEÇHUL BİR GÖLGEDİR ZAMAN..